Duyurular

CAKA Seferihisar Uluslararası Yaz Akademisi 2010 başvuruları başladı.
Haberler
- CAKA Seferihisar Uluslararası Yaz Akademisi 2010 başvuruları başladı.
- Cihat Aşkın Ekim 2009 haberleri
- Cihat Aşkın & Çağatay Akyol; Tınılar arasında dolaşan melekler...
- Cihat Aşkın'a Kennedy Vakfı'ndan Altın Madalya...
CAKA Seferihisar Uluslararası Yaz Akademisi 2010
CAKA 2010 yaz etkinliği ülkemizin Cittaslow(*) başkenti Seferihisar'da gerçekleştirilecektir.
Cihat Aşkın ve Küçük Arkadaşlarının 2010 yılında gerçekleştirdiği ikinci etkinlik olan CAKA Seferihisar Uluslararası Yaz Akademisi 2010 , T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın, İzmir Seferihisar Belediyesi'nin Yıldız eğitim Kültür ve Sanat Derneği'nin ile yerel girişimcilerin destek ve katkılarıyla gerçekleştirilecektir.
Gerçekleştirilecek bu etkinlik ile ülkemizde ilk defa Klasik Batı müziği enstrümanları ile Türk Sanat Müziği ve Türk Halk Müziği enstrümanları bir Yaz Masterclassı çerçevesince CAKA çatısı altında toplanmış olacaktır.
CAKA Seferihisar Yaz Akademisi 2010, Cihat Aşkın'ın Sanat Yönetmenliği'nde düzenlenecek olup yurtiçi ve dışından bir çok önemli sanatçıyı bünyesinden barındıracaktır. Yaz akademisi süresince Cihat Aşkın ile birlikte Peter Fisher ve Sevil Ulucan keman, Çetin Aydar viyola, Jiri Barta çello, Mehmet Emin Bitmez Ud, Halil Karaduman kanun, Erkan Oğur pedesiz gitar, Neva Özgen kemençe ve Ömer Yöndem oda müziği konularında katılımcılar ile çalışmalar yapacaktır.
Mehru Ensari ve Melin Molla katılımcıların piyano eşliklerini yapacağı gibi Avhsalom Weinstein enstrüman yapımı konusunda seminerler gerçekleştirecektir. Ülkemizin en önemli fotograf sanatçılarından Mehmet Çağlarer de tüm Yaz Akademisi'ni ve CAKA etkinliklerini fotograflayarak Seferihisar-Cittaslow-CAKA bütünleşmesini belgeleyecektir.
CAKA Seferihisar Yaz Akademisi 2010'a katılım formu ve ayrıntılı bilgi için lütfen tıklayınız...
Başvuru tarihleri: 19 Haziran - 20 Ağustos 2010
CAKA'nın web sayfası. www.caka.biz
(*) Cittaslow ; İtalyanca Citta (Şehir) ve İngilizce Slow (Yavaş) kelimelerinden oluşan Cittaslow Sakin Şehir anlamında kullanılmaktadır. Cittaslow Ağı, küreselleşmenin şehirlerin dokusunu, sakinlerini ve yaşam tarzını standartlaştırmasını ve yerel özelliklerini ortadan kaldırmasını engellemek için Slow Food hareketinden ortaya çıkmış bir kentler birliğidir. Küreselleşmenin yarattığı homojen mekanlardan biri olmak istemeyen, yerel kimliğini ve özelliklerini koruyarak dünya sahnesinde yer almak isteyen kasabaların ve kentlerin katıldığı bir birliktir.
POPÜLER KÜLTÜRÜN TÜRK MÜZİĞİNE ETKİSİ
Yüzyıllar boyunca sanat akımları birbirinden etkilenerek yeni ufuklara doğru sürüklenmişlerdir. Bu seyahatlerinde kuşkusuz itici güç unsuru olan bazı genel davranışlar toplumu etkilemiş, toplumun ihtiyaçlarına göre beliren bazı özelliklerin halk tarafından dile getirilmesi sonucu oluşan hareketler kimi zaman egemen güç tarafından bastırılmış, kimi zamanda kabul edilmiştir. Bastırılan hareketler, varolan düzene karşı koymaya çalışan toplum kesimlerinin istemleri şeklinde oluşmuş akımlardır. Genellikle bu tür bastırmaların sonunda olayların seyrini değiştirici tarihi süreçler yaşanmıştır. Bu tarihi süreçlerle yaşanan çalkantılar toplumların ızdırabını veya sevincini aynı anda yaşatabilir. Monoton bir düzene sahip olan toplumların en büyük ihtiyacı tüketimdir. Aslında bu bir doğa yasasıdır.
(yazısının tamamını okumak için lütfen tıklayınız)
TÜRK VE AVRUPA MÜZİĞİ ARASINDAKİ İLİŞKİLER...
Türk ve Avrupa Müziği arasındaki ilişkileri incelemek için konuya kültürel acıdan bakmaktan ziyade siyasi acıdan bakmak gerekir. Zira Osmanlı'nın ilerleme döneminde Avrupa ile olan ilişkilerden önce Osmanlı'nın Bizans ile olan ilişkisini değerlendirmekte fayda vardır.
(yazısının tamamını okumak için lütfen tıklayınız)
Cihat Aşkın & Çağatay Akyol; Tınılar arasında dolaşan melekler...
Antik Yunan'da müziğin, meleklerin ya da diğer bir deyişle müz perilerinin sanatı olduğuna dair inanışı duymayanınız yoktur. Bu mythe göre Antik Yunan Tanrısı Apollon ve Lir ile müz perileri dünyaya taşımıştır bu yüce sanatı. Ne zaman müziğe böyle masalsı bir yönden baksam o meleklerin gerçek ve üstün yetenekli sanatçıların parmaklarında ve enstrümanlarında ya da o enstrümanlardan yükselen tınılarının arasında bir yerlerde olduklarını düşünürüm. Dinlediğim, gerçek bir emek ve samimi bir yürekle ortaya çıkmış albümlerdeki o gizemli etkiyi böyle açıklayabilirim kendime. Nitekim, şu anda elimde olan, repertuarındaki her bir eserinin özenle seçilmiş olduğu, duygu ve emekle yoğurulmuş, uzun zamandır klasik müzik dinleyicilerinin özlemle beklediği albüm de benim bu sezgimi doğrular nitelikte. Dünyaca ünlü keman virtüözümüz Prof.Dr.Cihat Aşkın ile Türkiye'nin ilk erkek arp sanatçısı, CSO Müdürü Çağatay Akyol'un Keman ve Arp duetlerinden oluşan 6 önemli ve alışılmışın dışındaki eser daha klasik müzik dinleyicileri ile geçtiğimiz haftalarda buluştu. Barok'tan Romantik'e ve 15. Yüzyıl'a Osmanlıya kadar uzanan geniş yelpazedeki dönemler ve temalar arası geçişlerde son derece uyumlu tınıların albümü bezemesinden dolayı; dinleyiciler bu iki büyük sanatçının şairane yorum gücüne bir kez daha hayran kalacaklardır.
(H.Dilek Özkan'ın yazısının tamamını okumak için lütfen tıklayınız)
Cihat Aşkın'a Kennedy Vakfı'ndan Altın Madalya...
ABD'nin en itibarlı kuruluşlarından biri olan, sanatsal faaliyetleri ve sanatçıları destekleyen Kennedy Center 2–6 Haziran 2009'da bu kez İstanbul'da toplandı. 2005'ten bu yana her yıl verdiği “Altın Madalya” ödülüne bu yıl ilk kez Türkiye'den üç ismi layık buldu. Ödüllerden biri, Türkiye'de klasik müziğin gelişmesi, Türk Müziği'nin uluslararası boyutlarda sergilenmesi ve Anadolu'da çocuk ve müzik eğitiminin gelişmesine sağladığı katkılardan dolayı Cihat Aşkın'a verildi.
6 Haziran 2009'da Esma Sultan Yalısı'nda gerçekleştirilen konser ve ödül törenine Türk ve Amerikalı ünlü isimler katıldı. Coca- Cola'nın CEO'su Muhtar Kent ve çok sayıda tanınmış gazetecinin de katıldığı törende, Cihat Aşkın'ın yanı sıra piyanist Cana Gürmen ve işadamı Ahmet Kocabıyık da ödüle layık görüldü.
Kennedy Center ödülleri daha önceki yıllarda Valery Gergiev, Michael Caine, Jeremy Irons, Yehudi Menuhin, Itzhak Perlman, Olivia de Havilland'a verilmişti. (Yazının devamını okumak için lütfen tıklayınız)
CAKA 2009 International Summer Classes...
CAKA 2009 Uluslararası Yaz Okulu İstanbul'da gerçekleştirilecektir...
2007 yılından beri her yıl düzenlenen ve gelenekselleşen Cihat Aşkın ve Küçük Arkadaşları (CAKA) Yaz Okulu bu yıl İstanbul'da düzenlenecektir. 01 Haziran'da başvuru süreci 03 Temmuz Cuma akşamına kadar devam edecektir.
Cihat Aşkın'ın Müzik Direktörlüğü'nde ve Tolga Gülen'in Yönetimi'nde gerçekleştirilecek olan "CAKA 2009 Uluslararası Yaz Okulu"nda bu sene Keman'ın yanı sıra, CAKA Yaz Okulları'nda ilk defa Flüt eğitimleri de verilecektir.
Cihat Aşkın'ın başkanlığında gerçekleştirilecek keman eğitimlerinde Nathaniel Vallois, Sevil Ulucan ve Zafer Kurtaslan eğitimci olarak dersler ve masterclasslar vereceklerdir.
Bülent Evcil'in başkanlığında gerçekleştirilecek flüt eğitimlerinin yanı sıra Tolga Gülen genç müzisyenlere "Müzik Yönetimi" konusunda, Avshalom Weinstein ise "Enstrüman Bakımı" konusunda seminerler vereceklerdir.
Yaz Okulu'nun piyano eşlikçileri ise Müge Hendekli ve Can Okan'dır.
CAKA 2009 Uluslararası Yaz Okuluna katılım formunu buraya tıklayarak indirebilirsiniz.
Son başvuru tarihi: 03 Temmuz 2009 - Cuma, 18:00
Katılım için infaskin@gmail.com adresine e-mail göndererek veya +90 533 601 3343 no'lu telefondan Tuba Gülen ile irtibata geçerek bligi alabilirsiniz.
Ayrıca CAKA'nın web sayfasını da ziyaret edebilirsiniz. www.caka.biz
Türkan Saylan'ın değerli anısına...
Gece ve İlk Notalar
Gece vakti, otel odasında uyku tutmuyor, elimde Shostakovich Trio, ona bakıyorum. Korkuyorum. Tıpkı Shostakovich'in korktuğu gibi. Dışarısı çok karanlık. Sadece şehrin sessizliği ve bazen onu bozan ve fişek gibi kafanızın yanından geçen araba gürültüsünden başka, garip bir soğuk var dışarıda. Bu soğuk günde gece vakti korkuyorum. Shostakovich gibi.
İlk notalar, kış rüzgarı gibi içime işliyor. Bu gece sanki gelecekler ve Shostakovich'i alacaklar. Yoksa bizi mi alacaklar. Korku terörü. Stalin döneminin kaybolan sanatçıları, yazarları, düşünürleri, bilimadamları, öğretmenleri, insanlığa değer sunan ve biraz da sivri dili olan yurttaşları. Shostakovich'in ilk notaları bu karanlıkta, kış rüzgarında içimi sızlatıyor.
Evet, bu gece onu da alacaklar. Bu gece olmazsa yarın gece veya bir sonraki gece.
Bir ara gözüm televizyonda konuşan bandanalı kadına takılıyor, nasıl da anlatıyor, hayat iradesiyle, susmadan, dirençle anlatıyor. Yapmak istediklerini hepimize örnek olurcasına bir bir sıralıyor, ama ben korkuyorum. Onu da almaya gelirler mi acaba? Shostakovich her gece bekliyor. O ilk notalar yok mu işte, adım adım yaklaşıyor. Dışarıdan gelen hızlı araba sesleri bir bir geçiyor kafamın yanından. Televizyondaki kadın konuşmaya devam ediyor. Ama ben korkuyorum. Gözlerimi kapatıyorum, ancak yine karanlık var. Karanlıktan kaçmak imkansız.
10 sene önceyi hatırlıyorum. Televizyonda konuşan kadın sayesinde Anadolu'da burs alan binlerce genci tanımıştım. Ücra bir yerde keman çalmak da neymiş meğer, halk anlar mıymış, Beethoven çalınır mıymış. Korkma, evet orada keman çalınabiliyor, halk seviyor, orada en son klasik müzik konseri `35 sene önce verilmiş meğer. Yaşlı bir müzik öğretmeni geliyor senin boynuna sarılıyor. ‘35 sene önce buraya senfoni orkestrası geldi, sonra bir daha kimse gelmedi' diyor. Sevinçle ve gururla devam diyorum. Daha çok geleceğiz diyorum. Sizleri yalnız bırakmayacağız diyorum.
Televizyondaki bandanalı kadın coştukça coşuyor, ben korkuyorum ve gözlerimi kapatıyorum. O kadın değil miydi, beni 10 sene önce davet eden? Biz sanatçılar gitmedik mi, kavuşmadık mı halka hiç?
Korkuyorum, tıpkı Shostakovich gibi, o ilk notalar hiç gitmiyor beynimden, sabit fikir gibi tüm kitapta karşıma çıkıyor, sayfaları çeviriyorum, değişik şekillere bürünmüş olarak karşıma çıkıyorlar. Televizyondaki bandanalı kadın korkmadan devam ediyor. Etmeseydi değişir miydi on sene içinde her şey. Keman sesiyle başlayan müzik, on sene devam eder miydi orada, adeta bir orkestra gibi, gençlikle türkü söyleyerek coşan sanat ve bilim insanları, o kadının kapıyı açmasıyla ışığı getirdiler.
Korkuyorum, gözlerimi açamıyorum, gözlerimi açsam dahi karanlık olduğunu biliyorum. Shostakovich her gece kapıda bekliyor, onu alırlarsa ailesi zarar görmesin istiyor. O ilk notalar hızlı ritmlerle karanlıkta kör bir dans yapıyor. Tak tak tak. O da ne, kapı sesi mi? Gidenleri bir daha görebilecek miyim. Korku terörü. Korkuyorum.
Türkan Saylan televizyonda devam ediyor, dışarısı çok soğuk, geliyorlar mı? O ilk notalar yok mu işte, benimle dalga geçercesine hızlanıyorlar, yetişemiyorum artık, yayımla vurduğum akorlar, dışarıdan hızla geçen arabalar, soğuk ve karanlık, en iyisi gözlerimi kapatayım.. görmek, bilmek, duymak istemiyorum. Korkuyorum ama gözlerim kapalı olsun daha iyi, açsam da karanlık kapatsam da karanlık. Karanlıkta güvendeyim, en azından kendi başımayım, ta ki kapı çalınıncaya dek.
Shostakovich'i de alacaklar. Alsınlar, müzik yazdı. Işık verdi. Karanlığın rahatını kaçırdı. Onu da alsınlar ki, rahatı kaçanların intikamı alınsın. Değişmez akorlar, hızla geçen arabalar, soğuk ve karanlık ve işte ilk notalar. Çalma kardeşim, çalma sevdiğim, çalma annem, müzik çalma, ses çıkarma. Yazma babacığım, çizme üstadım, konuşma insanım, devam et, gözlerini kapat.
Korkuyorum, soğuk, televizyondaki bandanalı kadın, kafamın yanından geçen hızlı notalar, yarın sabah olmayacak, karanlıkta daha güvendeyim, gözlerim kapalı, umutsuz..
O şarkıyı dinleyeceğim, kapı çalınacak mı? Shostakovich nerede? İşte o ilk notalar.
Yarın bir kez daha konsere çıkacağım. Ya gece? Karanlık..
(Cihat Aşkın - Antalya, 18 Nisan 2009)

